4 Aralık 2012 Salı

Boardwalk Empire



Henüz ergenliğinde uğradığı tecavüzün meyvesi olan oğluyla platonik ensest aşk yaşayan kadın oğlunun -ya da aşık olduğu adamın - ölümünü nasıl kabullenebilir?
Uzun süre oğlunun yolunu bekler... taa ki bir gün sokakta oğluna çok benzeyen birini görünceye kadar. Gidip o genç adamla tanışır. Adamı evine davet edip sevişir.  Adama Kendi oğlunun ismiyle hitab eder. Sebebi sorulunca öyle bir tanıdığım vardı der.
“ve o bir kraldı...”
Ama sevişmelerinde bir tuhaflık vardır. Ara ara bir annenin çocuğuna davrandığı gibi davranır. O sevişmede cinsellik ağır basmaz. Libido ön planda değildir. Kadın genç adamın başını okşar. Küvete koyup yıkar en son.
Sonra ne yapar biliyor musunuz?
Genç adam küvette iyice geveşmişken kadın onu öldürür ve boynuna oğlunun kolyesini takar. Oğlunun öldüğünü böyle kabullenir.
Boardwalk Empire bu tarz anlatımı sık sık tercih ediyor. İyi bir yapımla kötü bir yapımın arasındaki farkı da bu belirliyor zira sinema (diziler de eklenebilir) hayal gücünü görselleştirme sanatıdır bence.  Başka bir şey değil.
O kadının oğlunun ölümünü kabullenemediği bir cümleyle de anlatılabilirdi lakin iki bölüm boyunca o son sahneye varmak için inceden inceye işlenmiş bu ufak hikaye olmasaydı bu kabullenemeyiş yeterince etkili anlatlabilir miydi? Ya da biz bu kadar özümseyebilir miyidik?
Boardwalk Empire temelde bir mafya dizisi ama sanırım mafyayla igili çekilmiş en az silah kullanılan dizilerden biri. Karakterleri tanıtmada o kadar usta ki dizideki en önemsiz gibi görünen karakterle bile ilgili bir fikiniz oluşuyor. Zorlasanız zikriniz de oluşur.
Kimin nasıl bir insan olduğunu, nasıl bir durumda ondan nasıl bir hareket bekleneceğini bilinçaltınıza işliyor böylece. Klasik Türk dizileriyle en büyük farkı da burda oluşuyor.
Bizim dizilerimizde merak unsuru oluşturmada ciddi sorunlar var. Hatta anlayışın temelindeki sorun da dizinin bekasını sadece merak unsuruna bağlamak.  Her bölüm sonuna izleyicinin kafasına sert bir soru sokmaya çalışır...
“babası yakalayacak mı onları?”
“karşılaşacaklar mı?”
“itiraf edecek mi?”
...gibi sorular bizim dizilerin olmazsa olmazı.
Ama şöyle bir sorun var. Bu merak unsuruna aşırı odaklanan bir senaristin bir bütün olan bir yapıma yeterince dengeli zaman ayırmasını beklemek fazla iyimser bir tutum olmaz mı?
Yani amiyane tabirle her bölüm olay örgüsünde meraka, heyecana sebebiyet vermek için sahneleri ona göre yazıp o meraka kılıf hazırlamak senaristin diğer konulara yüzeysel yaklaşmasına sebep oluyor. Hal böyleyken bir karakter çizemiyor senarist.
Örneğin “yakalanacaklar mı?” sorusunu izleyicinin kafasına zerk etmek için karakterlere normalde yapmayacakları bir şey yaptırır ve yaptıkları tutarsız davranız yüzünden bir plot oluşturup merak unsuru oluşturur.
Evet merak oluştu ama izleyicinin bilinçaltında karakterin devamlığı yok edildi. Bu durumda bizim dizilerde nadiren gerçekçi karakter görürsünüz zira karakterler kendi kişiliklerine göre değil hikayenin hatta sahnenin gerektirdiği şekilde davranırlar. Böylece karakterler sürreal olur ve izledikten sonra düşündürüp böyle bir yazı yazdırmaz insana.
Not: İzlemeyenler için spoiler olacak ama yazının başında bahsettiğim sahneyi izleyedurun ben yazmaya devam edeyim...






Elimden gelse Türkiye’deki büyün yönetmen ve görüntü yönetmenlerine bu diziyi zorla izletirim. Olan bitene göre, karaktere göre sahne nasıl kurulur, ışık nasıl hazırlanır ders verir gibi gösteriliyor.


 Biraz da bazı oyunculardan bahsetmek istiyorum.
Michael Kenneth Williams - Chalky White




Kişisel fikrime göre dizi tarihinin en iyi ve en gerçekçi iki dizisinden biri olan (ilki OZ’dur benim için) The Wire dizisindeki  efsanevi Omar Little karakterinden bildiğim bir adam bu. Boardwalk Empire’da Siyahi bir lider. Fazla uzatmayıp bir sahnesini paylaşayım...

Bobby Cannavale - Gyp Rosetti



Bu adamı ilk kez gördüm ve oyunculuğuna hayran kalmamak imkansız. İçten içe mazoşist olup bunu dışarıya en sertinden sadiszm olarak yutturmaya çalışan bir manyak bundan daha iyi oynanamazdı.
Buyrun kendisini tanrıya atarlandığı sahneyle başbaşa bırakayım...



 Jack Huston- Richard Harrow


Dizideki favori karakterim. Yüzünün yarısı parçalanmış ve bu nedenle yaralı kısmı bir maskeyle kapatıyor. Dizideki en metanetli en çıkarsız hareket eden adam. Bazı bölümler hiç görünmamesine rağmen merakla bekletiyor kendini. Dizideki en yalnız adam. Bir çocuk için katliam yapacak kadar da yufka yürekli. Yaraları nedeniyle tıkanarak konuşuyor. Buyrunuz...


Efendim elimden geldiğince Boardwalk Empire dizisini anlattım ve kendisini şiddetle tavsiye ederim.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Game of Devlet

Devletin susturma ve sindirme politikaları planlı ve programlıdır.
27 yıllık bir tecrübem var. Bilirim.
Azınlık hakları elden alındığında sesini çıkarmazsan senin hakların elinden alındığı vakit farkına bile varamazsın.
Madalyonun bu tarafında olmadın bugüne kadar çünkü.
Tecrübesizsin canım benim.
Alışkın değilsin bu taktiklere.
Bu zamana kadar Alevi'ye, Ermeni'ye, Kürd'e uygulanan baskı yavaş yavaş sana yapılmaya başlıyor ve sen yeni yeni farkediyorsun ama devletin hangi hareketinin ne ne kadar tehlikeli olduğunu kavrayamıyorsun henüz.
Kendince cumhuriyet tarihinde kendilerne yapılan baskının öcünü alıyorlar. evet.
Arapçadan Türkçeye çevrilmiş ezanın öcünü alıyorlar.
Ve aynı taktikleri uyguluyorlar. tek farkları daha sessiz ve derinden yapmaları.

Hakkınla özgürlüğünle oynanan bir kanun senin Cumhuriyet Bayramını kutlamak için yürüyüş yapmandan çok daha önemlidir ama sen o kanunlar çıkarken sokaklara dökülüp sesini çıkarmıyorsun. Yanlış yere bakıyorsun ve yanlış şeye gereken tepkiyi veriyorsun canım benim.
Daha doğrusu gerekli olana tepkini koymuyorsun.
Adam ufacık bir kanun maddesiyle tipine bakıp seni gözaltında tutma hakkını ele geçiriyor ama bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyorsun. Eyleme koşmuyorsun!
Neden canım benim?
Adam senin tipine bakıp gözaltına alabilecek yahu bundan kelli özgürlük kısıtlayıcı bir şey olabilir mi?
Yok sen git ben yürüyüş yapmak istiyorum diye tepki koy. Tebrikler cumhuriyeti ve Özgürlüklerini kurtardın...

Ben bir süre TBMM'de çalıştım.
Devletin işleyiş şekline biraz hakimim yani.
Dışarda düşman gibi görünen muhalefet erbablarının kapalı kapılar ardında iktidarla hoş bir hasb-ı hal haline olduğunu da gözlerimle gördüm. kucaklaşıp şakalaşan "vekil"lerin salona girip kameraların önünde düşman taklidi yaptığını da...
Yani canım benim, fikri hür vicdanı hür bir insan olabilmen için şovlara da karnının tok olması lazım.
sana gösterilenin, sana sunulanın ardına bakabilmen, görebilmen lazım.
İnsanım diyebilmen için kendi fikrinin olması gerekmez mi?
Evet apolitize olmaya çalışırım yıllardır.
Politikanın her bir dişlisi iki yüzlüdür zira. eninde sonunda kişisel çıkarların korunacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. hal böyleyken böyle adamların yaptığı siyasetten medet ummak da ahmaklık olur.

Takipçilerden biri bugüne kadar ne gibi şeyler yaşadın ki ötekileştim diyorsun diye hesap sormuş.
bir örnek vereyim.
Dizide oynadığım süre boyunca sakallı dolaşmam gerekiyordu. gün aşırı polis tarafından durdurulup kimlik kontrolu yapılıyordu bana. en son beni tanıyan bir polise sordum sebebini. tipimde ne var diye.
"abi esmer adamsın sakal da olunca terörle bağlantısı var mı diye bakıyorlardır dedi."
anlatabildim mi derdimi?
Evet devletin terörle mücadele mantığı da böyle. bu gibi çağdışı tekniklerle korunuyoruz canım benim.
Ortamda başınız açık diye sadece sizin kimlik kontrolüne girdiğinizi düşünün... daha iyi anlarsınız fişlenmenin ne olduğunu.
Seni de ötekileştirecekler yakında.
farkında bile değilsin. Çünkü başkası ötekileştirildiğinde umurunda olmamıştı.
Bir zaman sonra sen sesini çıkardığında sana da " ne olacak ki sen de türban tak işte" diyecekler.
Empati yoksunu olduğun sürecede bu planlarını başarmak için daha fazla fırsatları olacak.
Canım benim sana son tavsiyen Tarihini iyi oku. Devletin işleyiş şeklini ve baskı unsurlarını kullanış şeklini öğren. yoksa daha çok bağırırsın da sesin soluğun çıkamayacak duruma gelmişken uğruna savaştığın her şeyin elinden uçup gittiğini görürsün.
meramım budur.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Anatomy of a Kezban: Bir adamın yalnızlığı (vol. 2)



Neden genel olarak erkeklerin “sevgilimi elimde tutmak için ne yapmalıyım” gibi bir derdinin olmadığını. Bununla ilgili kabuslar görmediğini hiç düşündünüz mü?
“sevgiliyi elde tutmak” kavramının ezici çoğunlukla kadınlarla ilgili bir soru (veya sorun) olduğunun farkındasınız değil mi?
Neden sizce?
Burda bir terslik var değil mi?
Abazanlık erkeklere mahsus değil miydi?
Kız arkadaş bulmak bir erkek için zor bir eylemken, kadının sevgili bulması çok daha kolay değil mi?
Bence daha kolay zira karar mercii kadındır bir ilişki için. Kadının onayı lazımdır yani
Çok tuhaf lan...
Kadın için gerçekten elini sallasa ellisidir yalnız ve güzel ülkemde.
Ama sevgili bulmanın bu kadar kolay olduğu bir dünyada onu 'elinde tutmak' neden bir kabus gibi kadın için?
Asıl soru bu işte. Sorun da burda gizli.
Sizinle sevgili olmak için çabalamış bir adamı elden kaçırmaktan korkuyorsanız yanlış bir şey yaptığınızı biliyorsunuz demektir zira siz aynıysanız, o da aynıysa sizi terketmesinden korkmanız için gereken bir sebep yoktur.
Yavaş yavaş ne demek istediğimi anladınız. Kezban olanlarınız zaten biliyor durumu.
Efendim. Hepimiz biliyoruz ki kadınlar şımarmayı sever. Hayatı boyunca iltifat almış çok güzel bir kadın da, iltifattan nasibini alamamış bir kadın da güzel olduğunun söylenmesini ister, peşinden koşulmasını ister. Daima ister, hep ister. 
Adeta bir ihtiyaçtır bu. bir erkek olarak asla anlayamayacağım bir ihtiyaç.
Şu çağda kadın haklarını savunan, eğitimli ve bir beyni olan kadınlar bile bir kaç kere reddettikten sonra bir erkeğe evet demeyi tercih eder. Reddedilmesine ragmen ısrar eden adamın kendileri için daha çok emek sarfettiğini düşünürler.
Oysa gerçek öyle değil. Biraz da erkek bakış açısını anlatayım size.
O kadar sık duyuyoruz ki “erkeke dediğin adam gibi adam olmalı, lafını yememeli” türevinden cümleleri.
Ve evet biz erkekler bu konularda mal olduğumuz için bunu ciddiye alıyoruz. Bu nedenle bir kere hislerimizi açtığımız kadın tarafından reddedilince geri çekiliyoruz. Onların tabiriyle adam gibi adam oluyoruz yani. Bizim de bir gururumuz var ya. Ondan işte.
Dediğim gibi kadın şımartılmayı sever. İkna edilmeyi... Aşık olmaktan çok aşık olunmayı hayal eder.
Erkek bir hayal kuracaksa bu kendisinin deliler gibi aşık olduğu bir hayali kadınla ilgilidir. Erkek aşık olmayı ister kısacası. Travmatik bir aşkın acısı çekip bundan tuhaf bir zevk almayan erkek yoktur... Kadın aşık etmeyi sever... Hayallerinin kökeninde kendisi için derbeder olan aşıklar vardır.
Ve bunlar bir çok sorunun psikolojik kökenidir.
Kadın aşık etmeye çalışır çünkü reel hayatta... işlemin gerçekleştiğini anlamak için ne yapar?
Adamın aşkını sınar... bana göre ise sabrını... 'Çirkin şansı' deyip aşklarını kıskandığınız kadınlar var ya? işte bu ikisinin farkını ayırdedebilen kadınlar onlar.
Ayrıdedemeyenler de trip atar mesela... ona göre adam aşıksa çeker bu tribi...en ufak sıkıntıda kaçan adam zaten aşık değildir mantığıyla hareket eder.
Peki ya adamın hisleri henüz o tribi çekecek olgunlukta değilse?
İşte burda iki ihtimal var. Adam ya ööeeh deyip çekip gider. Ya da köprüyü geçene kadar ayıya dayı der. 
Devamı gelecek... 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Mastürbasyon sonrası anlamsızlaşan seks sendin kapitalizm

"Mastürbasyon sonrası anlamsızlaşan seks sendin kapitalizm "



Bir cümlenin içinde seks kelimesi geçiyorsa illa sadece seksten bahsetmiş olmuyoruz canım benim.

kapitalizmle ilgli bir twit attım ve bir kaç algı kıtlığı çeken insan mastürbasyondan, seksten bahsettiğimi söyleyip ayıpladı. orda seksten bahsetmiyorum gerizekalı çocuğum. kapitalizmden bahsediyorum. ama o kadar kıt beyinli insan yetiştiren bir toplumda yaşıyoruz ki bu insanların beyni sadece seks ve mastürbasyon kelimelerini algılayabiliyor.

bu senin sapkınlığın canım benim. cümleyi anlamayıp sadece seks ve mastürbasyon kelimesini algılıyorsan sadece, bu senin sapkınlığın.
Ben senin yaşındayken kapitalizmin ne olduğunu biliyordum zira. sen bilmiyorsun çünkü popüler kültürün esiri olmuşsun. Dayamışlar boybandleri damarına, vermişler youtube'u vermişler twitter'ı...

Kendi eğitimsizliğinden, algı kıtlığından utanacağına bir de yorum yaparak tüy dikiyorsun.
Cidden böyle bir dünyada bunlar gibi zeka yoksunu çocuklarımın olmasını istemiyorum aga. Kelimelerden korkan bir güruha dönmüş ülke gençliği. gizlice evde porno izleyip sosyal medyada ahlak bekçiliği yapan bir grup var artık.
Ahlak bekçiliği yapan büyüklerinden bayrağı devralmışlar sanırım.
Kısacası mastürbasyon bazen iyi bir şeydir. Keşke bazı insanların babası zamanında daha sık yapsaydı :/

Esen kalınız.

Anatomy of a Kezban: Bir adamın yalnızlığı (vol. 1)




Kadınların konuşurken aslında bir şey söylemediğini mütemadiyen imada bulunduğunu geç keşfettim. 
Faturası ağır oldu bunun.

Yıllar önce hoşlandığım bir kız hiç bir sebep yokken bir daha arama beni diye mesaj göndermişti bana. Gençtim toydum ama gururluydum... ve cep telefonum kolumun yarısıyla eşit hacimdeydi henüz.
Delikanlı adamdım yani. Kızın tercihine saygı duyup aramadım tabii ki. Rakçıydım çünkü herkes bilsindi...
Neyse efendim... Bir süre sonra neden aramadığımı sorup kızgınlığını bildirdi bana. Onun için yeteri kadar emek sarfetmiyormuşum. Gerçekten onu isteseymişim daha çok uğraş verirmişim...

O güne kadar baya baya hoşlandığım kız bir anda dünyanın en çirkin insanına dönüştü.
Tabii ki ‘küfür etmeden’  kapattım telefonu ve bir daha da aramadım. Umarım şu aralar 20 kilo fazlasıyla bunalımdadır. 
Bu benim için bir milattı aslında. 
Dünya’ya bakış açım tepetaklak olmuştu. Artık kadın erkek ilişkilerinin karşılıklı iki insanın iletişimine dayalı olmadığını görmüştüm. Doğal yollardan konuştukça ben kaybedecektim zira tam önümde duran bir kadına karşıdan değil bir kaç farklı yerden bakmam gerektiğini öğrenmiştim. Yoksa ne demek istedikleri anlaşılmıyordu. devletin dayattığı eğitim sistemin bana verdiği yetkiye dayanarak diyebilirim ki fenni ve sosyal bilimleri yalayıp yutmuş biri olan ben kadınların söylediklerini anlayamıyordum ve bu da bana koyabiliyordu .s.s :/
Kısacası büyümüştüm yani ve yeni dünya düzeninde yer alabilmek için çağa ayak uydurmam gerektiğini biliyordum.

Devamı gelecek... 

13 Haziran 2012 Çarşamba

İroniden Anlamayan Nesle Aşina Değilim


Efendim daha önce de söylemiştim. Gazla çalışan bir milletiz.
Bu yüzden her yokuşta tekleriz milletçe.
Orta okulun ilk zamanlarında nba.com'a girmemle başladı internet hayatım. O gün bugündür de haşır neşiriz kendisiyle. Sonra sözlükler çıktı. Kantır çıktı. Aldık üçün birini...
Kitleleri harekete geçirme, rezil de etme, vezir de etme gücünü sonradan öğrendim tabii.
Yanlış anlaşılma veya anlaşılmama derdini de...  Zira mimik yok kodumun yerinde.
Ecnebilerin ironi dediği, sarcasm dediği terimleri bir türlü oturtamadık burda. Benim de internet hayatımın büyük çoğunluğunu bunlar oluşturduğu için sıklıkla toplarım direkten dönüyor. Sonra işin yok bu da mı gol değil ha diye yırtın... Yazdığım şeyi yazarkenki suratımı görse hiç bir sorun kalmayacak mesela.
Efendim ekşisözlükte chuinase nickli arkadaş’ın yazdığı entry’i görünce ezeli sorunum bir daha aklıma geldi. Ne zamandır böyle genel bir yazı yazmak istiyordum. Bahane oldu bu da. Şimdi diyeceksiniz ki madem sınırlanmayı sevmiyorsun neden sözlük nickini açık edip yazmıyorsun.
Efendim o kadar kolay değil o. Yazdığım her şey kimliğim bilindiği taktirde önyargılı okunacak. Bu blogdaki ilk yazımda da söylediğim gibi ekşisözlüğün en önemli özelliği yazar kimliklerinin bilinmemesi zira fena halde önyargılı bir toplumuz ve bu bilinmezlik özgür yazımı destekliyor.
Kaldı ki kendi dizimin başlığına baktığımda bile dizi karakterlerini gerçekmiş gibi yerden yere vuran yazarlar var. Yazdığım her hangi bir entrynin sonrasında neler olabileceğini siz düşünün.
Neyse efendim,
Öncelikle söz konusu entry’i vereyim de meramımı anlatabileyim...

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=28942275

Hayatım boyunca sınırlanmaktan nefret ettim. Bu nedenle Twitter gibi herkesin her an yazdığın şeyi görebileceği bir mecrada Hollywood ünlüleriyle başlayıp bizimkilerle devam eden “kahve keyfiii” ve türevi hiç bir işe yaramayan şeyler yazmak istemedim. Bu nedenle twitlerimin büyük bir çoğunluğunu beni eğlendiren yazılardan oluşuyor.
Sözlük yazarlığım da böyledir. Sözlükte eğlenmek için varım. Bilgi almak için. Siyasi tartışmaların içine de girmem orda mesela. Bir filmi izlemeden önce mutlaka ekşisözlükte hakkında yazılmış yorumları okurum.
Sözlükte troll başlığını geçtim troll entrysi bile yazmışlığım yoktur. Hal böyle iken yani anonim nickiyle bile trollük yapmayan bir insanın kendi kimliğiyle kamuya açık alanda yani Twitterda trollük yapması için embesil olması gerek diye düşünüyorum.
“Benim bedenim benim kararım” sloganı üzerinden yargıtayın “anal ve oral seksi anormal ilişki” kategorisine sokma kararını eleştirmem trollüğüme bağlanmış.
Öncelikle ‘chuinase’ arkadaş çok değil bir kaç gün önceki twitlerime baksaydı eğer kürtaj olayındaki görüşlerimi, devletin vajinaya el atmasını eleştirdiğimi görürdü. kullanılan slogan ve propaganda unsurlarını da eleştirmiştim.
Özellikle erkekleri bu kampanyaya dahil ediş şekillerini.
Tekrar bahsedeyim. “benim bedenim benim kararım” güzel bir slogandı lakin propaganda olarak kulanılan bir çok fotoğrafta erkekler de kullanılmıştı ve saçma bir durum ortaya çıkıyordu.
Fotoğraftaki erkekler. “benim sevgilimin bedeni sevgilimin kararı” pankartı taşıyordu.
Mantıksız bu aga. Erkeği ilişkilerde sorumluluk almayınca eleştiren kadın. Bu pankartı bir erkeğe tutturup kendi davasını savunduğunu iddia edemez.
Ben bir mallık ettim çocuğu koydum ama sevgilimin kararı isterse kürtaj yapar isterse yapmaz anlamı çıkıyor orda. İddia ediyorum bunu diyen adama ‘adam değil’ diyecek milyonlarca Türk kızı bulabilirim.
Bir kadın kürtaj yapma hakkını savunurken kaza kurşunuyla kendisini hamile bırakmış bir adamın fotoğrafını koyup ama karar benim diyemez. Peki ya tersi olursa?
Kadın kurtajı istemezse ve erkek kürtaj isterse ne olacak? Boris Becker’in merdiven altı kaçamağı gibi mi olmalı?
Kısacası o sloganın kullanılma alanları iyi belirlenmeliydi.
Ya erkek olgusunu hiç karıştırmadan “benim bedenim benim kararım” denilmeli ya da karıştırıldığında  “bizim kararımız sana ne lan devlet” muadili bir slogan olmalıydı.
Bana göre insanların kutsalı dışında her şeyle dalga geçilebilir. Ben de ironi yapmayı, sarkastik cümleleri seviyorum.  Bazen yazdıklarımla ilgisiz o kadar çok gerialım geliyor ki her yazdığım şeyi açıklama ihtiyacı hissetmekten gına geliyor.
Bu durum değişmezse ve bir gün bir film yaparsam her sahneyi açıklamak zorunda hisseden yönetmenlerden olacağıma eminim.
Kaldı ki “benim bedenim benim kararım” ile ilgili fikirlerimi açık açık belirtmiştim. Ve erkeklerin pankartının saçmalığını anlatırken durumla dalga geçmiştim.
Böyle troll mü olur azizim? Düz olarak bence durum bu yazsam fikir olarak addedilir troll denilmezdi bana büyük ihtimal ama yazarken kendi tarzımla yazıp dalga unsuru kullanmam trollük olarak görülüyorsa bir sorun var demektir.
Uzun lafın kısası ben troll değilim aga vallahi değilim. Sadece keyif aldığım şeyler yapmaya çalışıyorum ve meramımı bu şekilde anlatıyorum.
Esen kalınız...

30 Ocak 2012 Pazartesi

Halil Sezai Fetişi

Evet artık fetiş denebilecek bir durum bu.
ve pek tabii ki bir kadın fetişi.

Sanırım kadınların Halil Sezai'nin ağlamaklı bir şekilde hayatını skip atmış kadınlardan bahsettiği şarkılarında kendilerini görmek istiyorlar.
yani bir erkeği bu hale getirebilmiş bir kadın olma arzusu bu.

Melankolik, hayattan bir kadın yüzünden zevk alamaz hale gelmiş bir erkeğin yaratıcısı olmak çok çekici geliyor onlara.
Bak yine dönüp dolaşıp kadın egosuna geliyoruz efendim. aslında gelmek istemiyorum zira seksist yaftası asılıyor boynuma. Klişe bakış açılarının kurbanı oluyorum.

Durum bu ya da terkeden adamın terkedişten sonra pişman olup bu hale gelmesini istiyor kadınlar. "beter olsun" cümlesinin daha entelize edilmiş bir versiyonu yani.

Kadınlar Halil Sezai'nin şarkılarında can bulan, kliplerinde bizzat kendisinin canlandırdığı bir erkekle beraber olmak istemiyorlar mesela.
Onlara çakici gelen sadece öyle bir erkeğin varlığı. Kendi ellerinden çıkma bir ürün olarak varlığını istiyorlar bu erkeğin.
Bir de şöyle bir şey var.
Ben sevdiğim bir şarkının melodisini mırıldanırım mesela.
Tanıdığım insanlar da genelde böyle ama Halil Sezai'nin yaptığı müziğin melodisini mırıldanan insan görmedim ben.
Hiç bir şarkısının melodisini bilmiyorum ama bir çok sözünü biliyorum ne hikmetse.
Şarkıların varsa yoksa depresif sözlerini sağa sola yazıp söylüyorlar.
İnanılmaz derecede söz bazlı bir fetiş bu.

Şimdi lütfen genelleme yapıyorsun bütün kadınlar Halil Sezai sevmiyor demeyin. bu konuda hemfikirim sizinle.
evet başka türlü bir genelleme yapıyorum ama bütün kadınları buna dahil etmiyorum.
Halil Sezai severlerin çoğunun kadın olduğunu düşünüyorum, görüyorum. Bu yüzden bu söylediklerimin muhatabı olarak sadece kadınları alıyorum. Halil Sezai'den dem vuran, şarkı sözlerini sosyal paylaşım sitelerinde sağa sola yazan bir tane erkek görmedim zira. östrojen kokuyor o sözler zaten.
Son olarak bir kaç tavsiyem var...
o kadar özlü söze aşkla ilgili lafa muhtaçsanız gidin şiir okuyun efendim.
Cemal Süreya okuyun mesela...