14 Haziran 2013 Cuma

TAKSİMDE SIRTLAN AVI




Batı medeniyetinin temelleri bireyselliğe dayanır. Martin Luther’in orta çağda Katolisizme başkaldırıp ortaya sürdüğü Protestan fikirler ileride ortaya çıkacak olan Kapitalizmin de temellerini oluşturdu. Protestanlığın temelde endüljansa karşı bir tepki olarak başlayıp sonradan çok fazla genişleyen ‘hayatın öte dünyaya bir hazırlık evresi olması’ fikrini reddetme temeli ‘hayatın kendisinin bir başarı, kazanç üzerine kuruluolması gerektiği’ bir ideolojiye dönüştü.


İşin içine kazanç ve başarı girdiğinde bu ideolojinin bireyselliğe doğru kayacağını tahmin etmek zor değil ama orta çağda böyle bir öngörü tabii ki yoktu ve nihayetinde Kapitalizm temilini bu dünya görüşünden aldı.


Batı’nın aksine doğu kültürü toplumsalcılığı, başkası için varolmayı  temel alır - “Ulusalcı” kelimesinin türetildiği bir ülkede toplumsalcılık kelimesinin varlığını sorgulamamamız gerektiğini düşünüyorum bu arada- Komünizmin Rusya’da ortaya çıkması da tesadüf değildir. Bireyselciliğin bencillikle eşdeğer görülmesi Doğu’da görülür. Batı’da değil. “American Dream” kavramı da aynı bireysel kazanç ve yarışma kökenine dayanır bu arada.
Ünlü felsefeci ve dil bilimci Noam Chomsky’nin bir videosuna denk geldim. Şöyle ki...




Özetle “ bireysellik yerini toplumsalsılığa yerini bırakmadıkça medeniyetimizin bekasından söz edemeyiz” diyor.


Evet dünya değişiyor. Belki de ilk kez güzel bir şekilde değişiyor. Bugüne kadar “devlet” için bir araç, bir güç olan halk kendi gücünün farkında. Daha önce de farkında oldu ama bu denli hızlı yayılan bir şekilde değil. 


Hatırlayanlar bilir 2000 yılı itibariyle bilgisayar sistemlerinin çökeceği, kıyametin böyle geleceği konuşuluyordu 1999’da... Millenium bir çok insanın beklediği, bazı embesil “cult”ların toplu intiharlar ederek karşıladığı teknolojik yıkımı getirmedi. Aksine teknolojiyle gelen bir uyanış oldu. Artık insanlar “yeter” deyip sesini duyurabiliyor. Ecnebilerin “creme de la creme” ( kaymağın kaymağı) dediği elit kesimin diktasına karşı adeta “sürümden kazanma” peşindeki bir pazarlamacı gibi sayı çokluğunu kullanıyor. Bu muhteşem bir değişim.
Bu tabii ki herşeyin mükemmel gittiğini göstermiyor. Bu sert ve güçlü tepki şansı Agememnon’un “trojan” atına da büyük bir kaynak sağlıyor. “araya kaçan don” gibi tepkiyi kullanmak isteyen her hangi bir güç bundan nemalanma girişiminde bulunur zira böyle güçlü ve toplu tepkiler elde edilmesi zor şeylerdir.


Ben çocukluğumu güneydoğuda uzun dönem olarak yaptım. Belirli bir güruhun içinde olup aslında onlardan olmayan tuhaf tipleri ayırdetme yetime güveniyorum. Gezi parkında yığınla böyle tip gördüm. Bir kaçı bana yanaştı. Yavaşça uzaklaştım. Eylemler başladığından beri insanların kendi aralarında uyarılar, destek mesajları paylaşıyor. Tamamen insani içgüdülerle yapılan bu yazışmaların arasına tuhaf mesajlar girmeye başladı son bir kaç günde. En son aldığım galeyana getirici bir mesaj konusunda insanları uyarmak zorunda kaldım. Mesajın tamamiyle gezi direnişindeki insanları korkutup galeyana getirme amaçlı yazıldığı açıktı lakin daha da tuhaf şeyler dikkatimi çekti. Metin dil bilgisel olarak çok ilginçti. Örneğin polis sözcüğü “police” olarak yazılmıştı. Emirler yerine “evamir” gibi şu anda kimsenin kullanmadığı bir osmanlıca kelime kullanılmıştı. Bu türkçeyi sonradan öğrenenlerin sıklıkla yaptığı bir şey. Kendimden biliyorum okulda akademik bir ingilizce öğrendiğim için bir çok kez aşırı doğru konuştuğum söylendi yabancılar tarafından. Aynı şey türkçeyi sonradan öğrenen yabancılarda da oluyor. Bu tür bizim artık kullanmadığımız kelimeler kullanıyorlar. 
En çok dikkatimi çeken şey ise “bizim çocuklar” kalıbıydı yani “our boys”. Bugüne kadar hiç kimse direnişçiler için bizim çocuklar kalıbını kullanmadı. Türkçede öyle bir kullanım yok çünkü. İngilizcede var ve sıklıkla “our boys in Afghanistan” gibi cümleleri geçer Amerikan medyasında. “our boys” derken amerikan askeri anlaşılır. Bu bir realitedir. İsteyen amerikan medyasına biraz göz atarak bunu doğrulayabilir.


Demem o ki bu aşırı galeyana getirici metinler ısrarla özel kanallardan yayalım isteğiyle paylaştırılmaya çalışılıyor ve metnin orjinali ingilizce veya yazan kişi türkçeyi sonradan öğrenmiş biri.
Gezi parkında karşılaştığım ve şüphelendiğim insanlardan sonra bu metni de görünce işin iyice sırtlan avına dönüştüğünü farkettim.


Bilen bilir sırtlanlar pek avlanmazlar. Leşçidirler. 4-5 aslanın avlanmasını bekleyip 15-20 kişilik sürüyle aslanları kaçırtıp o avı ele geçirmeye çalışırlar. Yani hazıra konarlar. Böylesine güçlü bir tepki eyleme dönüşmüşken sırtlanların bundan faydalanmaya çalışması da sürpriz olmamalı.
Demem o ki ayık olun. Kullanılmayın!


Sırtlan metaforundan Erdoğan’ın tutumuna gelirsek...
Bir kaç gündür hükümete yakın medyanın 31 Mayıs öncesi ve sonrası yazılarını araştırıyorum. Okuduklarımı Erdoğan’ın ara sıkıştırarak verdiği demeçlerle bir araya getirince başbakanın sert ve uzlaşmaz tavrının sebepleri de ortaya çıktı. 

Yazılarla Erdoğan’nın üslup ve tavru büyük paralellik gösteriyordu. Anladığım kadarıyla hükümek çevreleri, Erdoğan ve ona yakın medya zaten ülke çapında büyük provokasyonlar bekliyordu. 31 mayıs öncesi sürekli “ provokasyonlar olacak” diye ısrarla uyarılan Erdoğan’ın ilk günlerdeki sert tutumunun sebebi bu. Gezi parkı için oturma eylemi yapan insanları direk düşman olarak, provokatör olarak görmüş yani. Oysa sırtlanlar öyle çalışmaz. Av hazır olmadığı sürece hiç bir şey yapmaz. Tamamiyle halkın vicdani hislerle katılmaya başladığı bu eylemler çığ gibi büyüdükçe o güçlü güruhun içine tabii ki provokatör de katılır, istihbarat elemanları da katılır.
Nitekim katıldı da...


Kısacası Erdoğan eylemin ilk günlerinde aşırı sert ve uzlaşmaz bit tepki vererek kaçındığı o “provokatörlere” de malzeme vermiş oldu.
Ülkemizin selameti için yapılacak en mantıklı şey poliş şiddetinin sorumlularının bir an önce bulunması, bu eylemlerde yaralanan ve hayatını kaybeden insanların katillerinin cezalandırılmasıdır. Bunlar olduğu an Gezi parkının kaderi yargıya bırakılmalı çünkü büyük çoğunluğunun adaletsizlik ve polis şiddetine karşı eylemlere katıldığı aşikar olan bir halkın ölüm ve yaralanmaların sorumluları cezalandırılmadıkça susmayacaktır. Şu an gezi parkından çok yapılan zulmün hesabını sorma peşinde insanlar. Sorumlular bulunup cezalandırılır ve Gezi parkı için mahkeme kararı beklenirse uzlaşma yolu da açılmış ve başbakanın o nefret ettiği provokatörlerin de önüne set çekilmiş olur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder