6 Temmuz 2011 Çarşamba

Dizi cephesinde yeni bir şey yok

Kahramanımız kendi halinde, bir lisede kimya öğretmenliği yapan bir aile babasıyken kanser olacağını öğrenip uyuşturucu üreterek ailesine son bir güzellik yapma amacıyla dark side’a geçer. Zaman geçer ve 36. bölüm başlar. 
Kahramanımız laboratuvarında kristal metamfetamin üretimi yapmaktadır.
Bölümün başında laboratuvarda bir sinek olduğunun farkına varır ve bu bölüm boyunca kahramanımız bu sineği ortadan kaldırmaya çalışır.
Dizinin gidişatıyla ilgili hiçbir şey olmaz. Mekan değişmez.
43 dakika boyunca bir laboratuvarda geçer bölüm ama sürekli olarak önceki bölümlerle karakterlerle ilgili imalar ve göndermeler izleriz.
Bölüm bittiğinde hikâyede bir ilerleme olmamıştır ama bugüne kadar yaptıklarını, tepkilerini daha önemlisi adamın kendisini o kadar iyi anlarsınız ki bir sonraki bölüm ne olacak dürtüsü oluşmaz bile sizde.


 Breaking Bad

Az önce bahsettiğim dizi gelmiş geçmiş en iyi dizlerden Breaking Bad. Anlatma sebebim ise memleketimin hilkat garibesi birçok dizisinin arkasına sığındığı ucuz bahaneleri. 
 Geri dönüp bahsettiklerimi herhangi bir Türk dizisine monte etmeye çalışın. Tahayyülünüz bittiğinde diziyi rafa kaldırmamışsanız Türk dizisi izleyicisi değilsiniz demektir ki bu iyi bir şey. 

Bir Türk dizisinde ne ‘iyi’ bir insanken ‘kötülüğü’ seçip uyuşturucu üreticisine dönüşen bir dizi kahramanı olabilir ne de neredeyse olay örgüsünün olmadığı bir bölüm.  Genel geçer  yakışıklılık – güzellik zorunluluğuna hiç girmiyorum bile.

İyi kurgulanmış bir hikayede kötü olanın kötü olmasını sebepleri, kurulmuş hayali dünyada kendisinin bir aidiyeti vardır. Mesela hikâyede sürekli gördüğümüz bir karakterin bir kereliğine bile olsa karşılaştığı bir kötü adamın onu daha önce görmediğimiz zamanlarda ve daha sonra göremeyeceğimiz zamanlarda da var olduğunu hissederiz.
Varoluş sebebi karakterimizin onunla karşılaşmış olması değildir. Bizim dizilerimizde ise bildiğimiz bir karakterin belirli bir yönüne vurgu yapmak için varolur bu kötü karakter. O kadar özensiz yaratılmıştır ki karakterimizden önce var olmadığını biliriz. Karakterimizle olan sahnesi bitince de üflenmiş bir mum gibi yok olacağını da. 

Yaratıcılık yoksunluğu varsa kahramanlar yaratılırken özensizlik ve basitlik ortaya çıkar. Söz gelimi kahramanın beyaz olduğunu belli etmek için yanına siyah olan birkaç anti-kahraman koyulur ve çoğu zaman bunun bir alt-metni yoktur. Anti-kahraman derken lütfen Taxi Driver gibi filmleri düşünmeyin bahsettiğim klişe, ucuz karakterler.
Bizim sektörde sıklıkla bazı dizilerin çok izlenme sebepleri izleyicilerin karakterlerde kendilerini bulmalarıyla örtüştürülür. Ben buna katılmıyorum. Hatta ezici çoğunlukla dizilerimiz sürreal karakterler barındırır. 

Kimse kendisini bir karakterin yüceltilmesi için anti-kahraman haline getirilmiş bir karaktere benzetmeyeceği için geriye tek bir seçenek kalıyor. Arzu nesnesi veya yüce bir varlık haline getirilmiş bir karaktere öykünme. Yani sakin olun şampiyonlar… İnsanlar dizilerde kendilerini bulmuyor. Olmak istedikleri ama asla olamayacakları karakterler buluyor genelde. Gerçek olamayacak karakterler yaratılıyor çünkü. 

Dizileri bitmiş birer ürün olarak karşılaştırmış oldum. Yapım aşamasına bakarsak işler değişiyor tabii. Örneğin çok kaliteli yeni bir dizi başladı Amerikan AMC kanalında. İsmi The Killing. 

 The Killing

 Danimarka yapımı bir dizinin Amerikan versiyonu. Dizinin bir sezonu 13 bölümden oluşuyor. Ve bu 13 bölüm tamamen çekilip bittikten sonra sırayla yayınlanıyor.
Senaryo kurgusu önceden belli olduğu için dizide hiçbir mantık hatası, sizi ekrandan soyutlayacak bir kopukluk olmuyor. Dizi gayet yavaş ilerlemesine rağmen ve hiç aksiyon etkeni bulunmamasına rağmen inanılmaz akıcı ve heyecan dolu ilerliyor. Bunun en büyük sebebi senaryonun tamamının bittikten sonra çekilmiş olması.
Hal böyleyken tüm yapım ekibi yeterli bir süreye sahipken uygun koşullarda üretim yapmış oluyor.

Bizde ise dizinin başlama zamanları dışında genelde bir hafta içinde senaryolar yazılır ve ekip sonraki bir hafta içinde herşeyi tamamlamak zorundadır. Ne yönetmen bir hafta içinde yeteneğini tam olarak kullanabilir ne yapımcı ne teknik ekip ne de oyuncu. 

Sinemayı yedinci sanat olarak alırsak ortaya çıkan şey tam olarak bir hilkat garibesi. Sanat hiç değil. 

Kısa sürede izlenebilirliği kolay kılan formüller geliştirilmiştir bu yüzden. 
İzleyicilerin birbirine benzemekle şikayet edip durduğu ama yine de ısrarla izlediği dizilerin benzeşme sebebi de budur. hikayeler tamamen farklı gibi görünsede bir süre sonra bazı iyi istisnalar dışında tüm diziler aynı yola girip benzer bir şekilde ilerliyor değil mi?

Bunun sebebi işte bu bahsettiğim formüllerdir. Nasıl belirli matemeatik soruları belirli formüllerle çözülüyorsa diziler de belirli formüller üzerinden ilerliyor.

Yıllar önce bir film izlemiştim ismi Fanny and Alexandr. İngmar Bergman’ın tam hatırlamamakla beraber 4-5 saatlik bir filmiydi. Sonradan onun Danimarka devlet televizyonu için çekilmiş bir mini dizi olduğunu öğrenince şok olmuştum. Sinema dünyasında çok önemli bir yeri var bu filmin ve bu film televizyon izleyicisi için yapılmıştı. Şahsen anneme böyle bir diziyi izletsem 5 dakika içinde televizyonu kapatır lakin bazen kaliteli yapımları izlemez dediğimiz halkın önüne koyup beklemeliyiz. 
Durum böyleyken Amerikalı yapımcıların tekrar çevrimini yapacakları dizi tabii ki Türkiye’den olmaz Danimarka’dan olur.

Siz sormadan ben söyleyeyim. Hayır ekmek yediğim çanağa tükürmüyorum. Bir gün yönetmen veya yapımcı olursam ve bu eleştirdiklerimi ben de yaparsam tükürmüş olurum.  Şimdilik içinde olduğum sistemin yanlışlarını ve eksiklerini yakından görme şansım var ve bunları söyleme zorunluluğu hissedip söylüyorum.

3 yorum:

  1. zaten bu ekmek yenilen canaga tukurmek olarak ailgilanmamali. yazildigi gibi bu, eksiklikleri dile getirmektir. herkesin sustuguna seyirci kalmamaktir. suphesiz, yapimcilar, guzellik-yakisiklilik zorunluluguna verdikleri onemi kurgunun derinligine verseler cok daha guzel isler ortaya cikar. sahsen o oyuncunun gorunusu, bana olayi defosuz bicimde yansitmasindan onemli degildir. benim o dizideki karakteri kendime yakin bulmam degil, o karakterin olayini anlamak icin uzerinde dusunmem o dizinin ya da filmin izlenesi bi proje oldugu anlamina gelir ki dediginiz gibi yakin bulma gibi bi olay yoktur. ayrica, senaryonun uzerinde calisilmasi icin ne oyuncuya ne yonetmene yeterli zaman kalmadigi konusunda tartismasiz haklisiniz. haftalik yazilan senaryolar degil de, bastan sona tamamlanmis, yazilmis ve o sekilde sunulmus senaryolar hem olay orgusunun kopuklugunu engellemek hem de oyuncunun ve ekibin kendini iyi bir sekilde gosterebilmesi icin gereklidir diye dusunuyorum. yerinde bir yazi olmus.

    YanıtlaSil
  2. Yazdıklarınızın tamamına katılıyorum özellikle Türkiye'de insanların dizilerdeki karakterlerde, kendilerini değil de "olmak istedikleri ama asla olamayacakları kişilere" öykünmeleri fikrini destekliyorum. Hatta burdan yola çıkarak Türk dizilerini oldukça başarılı da buluyorum çünkü hem halka görmek istediğini vererek yaratıcılığa ihtiyaç duymuyorlar hem de çok para kazanıyorlar.

    " Yahu bu diziyi kim izler ki" diye gülüp geçtiğim bir dizinin 6. sezonda devam ettiğini öğrenince bunu daha iyi anladım.

    Eski Türk filmlerinin vazgeçilmez konusu, zengin/fakir aileler ve onların inanılmaz hikayeleri, hala dizilerde işleniyor ve oldukça iyi prim yapıyor.

    Ülkemide siyasetçileri bile yürüttükleri politika dururken, "şurada villası varmış, oğluna şu marka araba almış" şeklinde eleştiren bir halkın televizyonda hiç görmedikleri hayatı görmek istemelerini oldukça normal buluyorum.

    Kastım halkı herhangi bir seviyeye koymak değil. Ancak yapımcıların farklı projelerle gelmesi zaten Türkiye şartlarında mümkün görünmüyor.
    Türkiye'nin sadece büyük şehirlerden oluşmadığı, eğitim ve gelir düzeylerinin birbirinden çok farklı olduğu bir sosyal yapıdan bahsediyorum.

    Ben de Haneke filmleri tadında Türk yapımlarını ekranlarda görmek isterim ama az önce bahsettiğim sosyal dinamikleri görmezden gelerek yapılacak herhangi bir projenin dizi sektörüne bir faydası olacağını düşünmüyorum.

    Böyle bir proje sadece benim gibi az sayıda yerli dizi izleyen insanları ekran başına toplayacaktır ki, reklamları kapatmasak, hatta hemen reklamda gödüğümüz ürünü koşup alsak bile 1. bölümden sonra diziyi yayında bulmamız imkansız olur sanırım.. :)

    YanıtlaSil
  3. breaking bad benim uzun zamandır adını duyduğum; ama izlemeye yeni fırsat bulduğum bir dizi, söylediklerinize kesinlikle katılıyorum. kurgusu gerçekten müthiş ve türk dizilerinin gittikçe arabeske kaçan kurgusundan oldukça uzak yeni önerileriniz varsa bekliyorum :)

    YanıtlaSil